"Bön ve berbat buluyorum, giyinmeye çalıştığınız şu yaşamak’ı. Üzerinize yakışmıyor, aynalara meftun oluyorsunuz. Oysa ben dün gece göründüm bir rüyaya. Sevdamın boynundan öptüm, kokusunun ismini hatırlamaya çalışıyorum yalnızca. Bulduğum vakit yola düşeceğim. O gün kış da olsa." deyip gitti. Deli, dedi arkasından. Dönüp kahvesini içti. Arkasından baktım. Omzunun üstünden boşluğa… Telefonunu çıkardı, parmağı kaydı uzun uzun. Öyle umarsız, delirebilirdim. Gözlerim doldu, soğuk esen rüzgardan belki. Kuşlar havalandı. Yapraklar uçuşuyordu, kuru sesleri. 

Kalemimi çıkardım, karşı apartmanın üçüncü katındaki balkonu çizmeye başladım. Şöyle bir baktı yalnızca, sonra tekrar ekranına döndü. Uzunca bir yol çizdim. Kahvenin telvesini kağıda döktüm.

Ne yapıyorsun, diye endişelendi. Etrafına baktı. Beni gören olmuş muydu?! Cevap vermedim. Kalemle telveyi yaydım, kuru dallar oldu, yolun üstüne düştü. Önüne koydum. Şarjın biterse sahildeyim, deyip kalktım. Mevsim kışa mı dönüyordu, üşümüştüm. Uyumak istedim, belki de bir rüyaya görünme isteği. Samimiyete sıkı sıkı sarınmak, bir bebeğin serçe parmağını öpüp sabahlamak, sabah çorbasını karıştırmak. 

Arkamdan koşup yetişti, soluk soluğa. Öyle sandı. 

Yağmura sevindiğim gibiydin. Hani hızlıca abdest alıp çıkmıştım. Antikacıda gördüğüm şemsiyeyi aldım ve yürüdüm. Sahafta bir roman buldum, yağmur da dinmişti üstelik. Camiinin duvarına yaslanıp -öyle soğuk- çimenlerin titreyişini dinlemiştim. Vapurda gördüğüm mavi elbiseli kız çocuğu… Sapsarı saçları, mavi gözleri. Küçücük omuzlarına düşen iki ince örgüsü. Denizin dalgasını neye benzetiyordu kim bilir? Aynaya baktığında denizi görürdü gözlerinde, yalnızca bembeyaz  martılar uçururdu. Büyüdükçe gemiler geçecekti, gelmeyeceklerdi. O bekleyecekti. Her aynaya baktığında, böyle böyle öğrenecekti. 

Yokuşu çıktıkça terliyor ellerim. Yağmur başlıyor. Kafelerin brandaları altına saklanıyor insanlar. Şemsiyemi sıkı sıkı tutuyorum. Göz kapaklarımın alışması için bu soğuk, ince vuruşlara.. Atkımı özlüyorum, yeşil hırkamı. Çağırıyorum kışı, biz başka türlü yapamayız. Buralar çok turist, buralar çok yabancı. Uzak bakışlı. 

Nasibimden bir adım dâhi öteye gidemiyorum. Kivi çayı söylüyorum, bir kedi uykusunda dinleniyorum.