Savaşın ortasında portakal bahçeleri kurmayı hayal etmek… Ve denize dair. Gitmek yok. Bu deniz benim. Öğrenmeliyim. Sakinliğini ve neye kızdığını… Oturup teskin edebilmeliyim. 

‘Anne bana denize dair şey söyle’ der.

Anne cevap verir bir öncekinin aynı, ama bunu beğenmez sanki ve şöyle der: “Hayır bu değil, ilkinde daha güzel söylemiştin.” Annenin cevabı denizi aşar ve kuşun göğüne ulaşır:

“İlk seferde hep daha iyi oluyor nedense.”

| Aşkım Beni Deniz Kıyısında Bekler (2013)

My Love Awaits Me By The Sea 

Habibi Bistanan And Albahr

Bozuk fotoğraf makinesiyle yola çıkıyorum. Bir instagram hesabım da yok. Ama yazarım sana. Bir fotoğraf karesine sığdıramadığım ne varsa. Geçtiğimiz köyleri, mola yerlerini, tarla kuşlarını, kavakları… En çok seni. Bir söğüt gölgesinde dinlendiğinden bahsedebilirim. Sol elim ağır aksak. Kedimi kurtarırken kapıya sıkışan serçe parmağım üzerine biraz deniz suyu. Kan toplamış akılla mide arasına sıkışan kalpler. Neden diye sorma. Öfkemin üzerine yağmur yağsın diye, gidiyorum. Çıplak ayaklarla toprağa basarım. Zalime küfrederim. Ölmeyi hayal edersem, cennet provası. Şehirden gidiyorum, kolayı seçiyorum. Zannediyorsun. Gitmenin kolay olduğunu kim söylemiş. Tüm tereddütleri yüklenip emin olduğun yerden gitmek. Susmak için, belki. Ben en çok evimle konuşurum bu yüzden. Dilimden anlamayan eşyayı terkettiğim gibi terkediyorum bu şehri. Bana ahireti hatırlatmıyor hiçbiri. Ama yol. Sahiplenemediğim ‘benim’ deme cür’etinde bulunamadığım her şeyi sırf ölümü hatırlattığı için seviyorum. Bu yüzden yol hiç bitmiyor. Gidiyor. Gidiyorsun. Acemi yolcuyum, kollarımı kavuşturmuş çamurlu bir ırmak kenarında bekliyorum. Burada bir şeyleri ispatlamaya ihtiyaç yok, diplomaya, aitlik hissiyatına, bir tarağa bile. Saçlarımı parmaklarımla tarayabilirim, dedikten sonra peygamber. Tüm alışkanlıkları ve bu şarkıyı da terkediyorum. 

okuyan1adam
okuyan1adam:

"Bursa’ya birkaç defa gittim ve her defasında kendimi daha ilk adımda bir efsaneye çok benzeyen bu tarihin içinde buldum, zaman mefhumunu âdeta kaybettim ve daima, bu şehre ilk defa giren ve onu yeni baştan bir Türk şehri olarak kuran dedelerimizin yaşayışlarındaki halis tarafa hayran oldum. Onlar zaferin kendilerine ilk gülüşü saydıkları bu şehri o kadar sevmişler, o kadar candan kucaklamışlar ki, hâlâ taşı, toprağı bu yükseltici ve şekil verici ihtirasın nurdan izleriyle doludur. Bu şehirde muayyen bir çağa ait olmak keyfiyeti o kadar kuvvetlidir ki insan "Bursa’da ikinci bir zaman daha vardır." diye düşünebilir. Yaşadığımız, gülüp eğlendiğimiz, çalıştığımız, seviştiğimiz zamanın yanıbaşında, ondan daha çok başka, çok daha derin, takvimle, saatle alakası olmayan; sanatın, ihtirasla, imanın yaşanmış hayatın ve tarihin bu şehrin havasında ebedi bir mevsim gibi ayarladığı velut ve yekpare bir zaman… Dışarıdan bakılınca çok defa modası geçmiş gibi görünen şeylerin, bugünkü hayatımızda artık lüzumsuz zannedebileceğimiz duyguların ve güzelliklerin malı olan bu zamanı bildiğimiz saatler saymaz, o sadece mazisinde yaşayan bir geçmiş zaman güzeli gibi hatıralarına kapanmış olan şehrin nabzında kendiliğinden atar." (Tanpınar)

okuyan1adam:

"Bursa’ya birkaç defa gittim ve her defasında kendimi daha ilk adımda bir efsaneye çok benzeyen bu tarihin içinde buldum, zaman mefhumunu âdeta kaybettim ve daima, bu şehre ilk defa giren ve onu yeni baştan bir Türk şehri olarak kuran dedelerimizin yaşayışlarındaki halis tarafa hayran oldum. Onlar zaferin kendilerine ilk gülüşü saydıkları bu şehri o kadar sevmişler, o kadar candan kucaklamışlar ki, hâlâ taşı, toprağı bu yükseltici ve şekil verici ihtirasın nurdan izleriyle doludur. Bu şehirde muayyen bir çağa ait olmak keyfiyeti o kadar kuvvetlidir ki insan "Bursa’da ikinci bir zaman daha vardır." diye düşünebilir. Yaşadığımız, gülüp eğlendiğimiz, çalıştığımız, seviştiğimiz zamanın yanıbaşında, ondan daha çok başka, çok daha derin, takvimle, saatle alakası olmayan; sanatın, ihtirasla, imanın yaşanmış hayatın ve tarihin bu şehrin havasında ebedi bir mevsim gibi ayarladığı velut ve yekpare bir zaman… Dışarıdan bakılınca çok defa modası geçmiş gibi görünen şeylerin, bugünkü hayatımızda artık lüzumsuz zannedebileceğimiz duyguların ve güzelliklerin malı olan bu zamanı bildiğimiz saatler saymaz, o sadece mazisinde yaşayan bir geçmiş zaman güzeli gibi hatıralarına kapanmış olan şehrin nabzında kendiliğinden atar." (Tanpınar)